BİR SENELİK MAKİNE HAYATI

2019 Mart’tan beri devam eden ve hayatımızı her açıdan etkileyen bu pandemi, özellikle beni çok sarstı. İnsan, sosyal bir varlık ve aşağı yukarı bir sene boyunca evde kalmak psikolojik açıdan ne kadar büyük bir darbe! Bu sürecin derslerime ve akademik hayatıma nasıl etki ettiğinden bahsetmeyeceğim, zaten benim dışımda sokaktaki herhangi birisine sorsanız benden iyi açıklar.

Benim için bu sürecin en büyük dezavantajı kesinlikle belirsizliği oldu. İlk kapanmanın başında çok rahattım, zaten hepimiz çok rahattık. Bunu bir, maksimum iki haftalık bir tatil olarak düşünüyorduk. Kendimize alan tanımamız ve dinlenmemiz için iyi bir fırsat olacağını varsaymıştık. Böyle olmadığını anladıktan sonra her şey yokuş aşağı gitti. Okula gidecek miyiz, eğitim nasıl olacak, arkadaşlarımızla ne zaman buluşacağız, antrenmanlar hiç mi olmayacak yani, gibi bir sürü soru döndü kafamda. Birkaç ay ev hapsiyle geçti, okul bitti ve yaz geldi. Sanki yazın virüs de tatile çıkıyormuşçasına rahat davrandık, gezdik, tozduk, sosyalleştik. Bu sosyalleşme bize sonrasında yol-su-elektrik olarak döndü. Bu sırada hiç mi temaslı sayılmadım? O kadar fazla kez ucundan döndüm ki! Okula sınavlar için geldim, temaslı oldum. Annem birlikte makale yazdığı arkadaşlarıyla buluştu, dip dibe makale yazdılar, temaslı oldu. Yazın zaten ipin ucu çok kaçmıştı, iyiden iyiye açılmıştım. Pandemi döneminde yaşayabileceğim en iyi yazdan sonra okula tekrar online başlamak umudumu kırdı. Artık iyice paranoyaklaşmıştım, dışardan eve gelince ellerimdeki deriyi koparırcasına ellerimi yıkayıp dezenfekte ediyordum. Evden hiç dışarı çıkmamaya başlamıştım zaten, aylar ilerledikçe iyice eve kapanır olmuştum. Korkuyordum. Hep bir belirsizlikten, tedirginlikten, olabilecek en kötü senaryoları düşünmekten sıkılmıştım. Böyle böyle 2020 Mart’a kadar devam ettim. Birini kaybettim. Hiç kaybedeceğimi düşünmediğim, tüm ağırlığıyla hep hayatımda olacağından emin olduğum birini kaybettim. Ölüm gerçekten berbat bir şey. İçinizde öyle bir boşluk bırakıyor ki, hiçbir şeyle o boşluğu dolduramayacağınızı biliyorsunuz. Ben de biliyordum, doldurmaya tenezzül bile etmedim. Bıraktım o boşluk beni olgunlaştırsın. Bu olay, benim için her şeyi daha da kötüleştirdi. Çıktığım yürüyüşlere çıkmamaya, markete bile gitmemeye başladım. Ya başka birisine de bir şey olursa korkusuyla kendimi iyiden iyiye kısıtladım. Şimdiyse her şey bitti gibi, çoğu gitti azı kaldı. Adapte olmak zor bir tek, onun da en iyi ilacı zaman sanırım, bunu anladım.

Nazım Hikmet’in bir sözü var: “Güzel günler göreceğiz çocuklar Güneşli günler göreceğiz.” Haklıymış meğer. Tünelin ucunda ışık varmış gerçekten.

10-D SINIFI/D. ERGENOĞLU